Kazılar 1930 yılında Fransız arkeolog L. Delaporte tarafından başlatılmıştır. Höyüğün en yüksek noktasında gerçekleştirilen erken dönem çalışmalarda Demir Çağı’na ait muazzam yapı kalıntıları açığa çıkarılmıştır. Bunlar arasında Geç Asur sarayı (MÖ 7. Yüzyıl) ve Arslantepe’ye adını veren ünlü Arsanlı Kapı (MÖ 10-9. Yüzyıllar) yer alır (Delaporta 1939; 1940). Kapının her iki tarafında yer alan arslan heykelleri taş bloklara yüksek kabartma tekniğiyle ve yuvarlak başlı olarak yapılmıştır. Arslanlı kapı, alçak kabartma tekniği ile bezenmiş rölyefli bloklarla (ortostat) kaplıdır. Ortostatlar ikonografik ve stil bakımından Geç Hitit Krallıkları döneminin eserlerinin özelliklerini taşır (Delaporta 1940). Kapının içinde ise düşmüş ve olasılıkla bilinçli olarak gizlenmiş kral heykeli saptanmıştır. Arslanlı Kapı ve ortostatlar ile kral heykeli günümüzde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenir. Delaporte başkanlığında gerçekleştirilen çalışmalar İkinci Dünya Savaşı nedeniyle sonlanmıştır. C. Schaeffer tarafından 1949-51 yılları arasında aralıklarla sürdürülen kazıların ardından Fransız misyonu son bulur.

Arslantepe’de İtalyan Arkeoloji Heyeti tarafından yürütülen yeni bir çalışma dönemi 1961 yılında başladı. P. Meriggi ve S. Puglisi başkanlığında başlatılan çalışmalar daha sonra sadece Puglisi başkanlığında yürütülmüştür (Puglisi, Meriggi 1964). Hala devam eden Arslantepe’deki İtalyan Arkeoloji Heyeti çalışmaları, Roma La Sapienza Üniversitesi’nin en önemli arkeoloji projelerinden birini oluşturur. Puglisi’nin ardından kazı çalışmaları sırası ile Alba Palmieri ve günümüzde de Marcella Frangipane başkanlığında gerçekleştirilmektedir. İtalyan heyetinin kazı çalışmaları, höyüğün kuzey kenarındaki arkeolojik tabakalaşmayı saptayabilmek için daha önce Fransız ekibin de çalıştığı kuzeydoğu alanda başlatılmıştır. Tepenin üstünden ana toprağa kadar saptanan tabakalaşmada: MÖ 1 ve 2. Binyılara tarihlenen Geç Hitit Krallıkları (Demir Çağı), Hitit İmparatorluk (Geç Tunç II) ve Hitit Devleti (Geç Tunç I) dönemlerine ait çok sayıda yapı katları (Pecorella 1975; Palmieri 1978), temelsiz ve oldukça az miktarda yapı kalıntısı saptanan İlk Tunç tabakalarının ve Geç Kalkolitik 3-4 dönemine ait ev kalıntılarının olduğu yedi yapı katı silsilesi üzerinde yer alır (Palmieri 1978: 315-330). Höyüğün bu alanındaki tabakalaşma Geç Roma Dönemi kalıntıları ile son bulur (Equini Schneider 1970).

Kareler

Son 35 yıldır yapılan çalışmalarda höyüğün prehistorik tabakaları gün ışığına çıkarılmaktadır. Böylece prehistorik dönemlerde yerleşimin merkezini oluşturan höyüğün batı ve güneybatı alanları kazılmıştır. Oldukça geniş bir alanda yapılan çalışmalar sonucunda, C14 tarihlemeleri ile de desteklenen, detaylı ve uzun bir tabakalaşma silsilesi olduğu anlaşılmıştır. Buradaki tabakalanmada MÖ 5. Binyılın sonundan 2. Binyılın başına kadar, Geç Kalkolitik, İlk Tunç ve Orta Tunç tabakaları saptanmıştır (Di Nocera 2000 a and b; Frangipane 1993c; 1996; Palmieri 1981).

2008 yılında modern araştırma yöntemleri kullanılarak kuzeydoğu alandaki kazılara tekrar başlandı. Araştırma amacı, söz konusu alandaki yerleşim yerinin, etkisi bölgeye kadar yayılan Hitit imparatorluğu’nun parçalanması ve Malatya’da Geç Hitit Krallığı döneminde bir kentin kurulması arasındaki, geç dönem evrelerini açığa çıkarmaktır.

ARSLANTEPE 2015. Tüm hakları saklıdır.